Eylülün ilk haftası, ilk görüşme. Danışan oturur oturmaz konuşmaya başlıyor: "Yaz bitti, otelde her şey dahil yedik içtik, kışlık pantolonların hiçbiri olmuyor. Beni hızlı toparlayın." Sonra, siz daha bir şey sormadan, kendi hedefini söylüyor. "Bir 10 kilo versem süper olur aslında."
Gülümsüyorsunuz. Ekranda öğünler, su, yürüyüş, hafta sonu için tek kural. Bir sonraki kontrol netleştiriliyor. Danışan planı alıp çıkıyor; kapıda "bu sefer olacak" diyor.
İlk iki kontrole geliyor. Üçüncü haftanın kontrol sabahı takvimde saat on birde onun adı var. On bir çeyrek, gelen yok. Telefon açılmıyor; mesaj iki tık, mavi değil.
Takvimde o sabah boş kalan saat, aslında üç hafta önce o odada boşaldı.
Danışan programı bırakmıyor
Kısası şu. Danışan sizin programınızı bırakmıyor. İlk gün söylediği ve kimsenin yazmadığı sayıyı bırakıyor. "Bir 10 kilo" cümlesi odada havada kaldı; plana öğünler girdi, kontrol günü girdi, o sayı girmedi. Üç hafta boyunca da hiçbir yere gitmedi. Tartının yanında durdu.
Önce takviminizin anlattığı hikâyeye bakalım; o hikâye doğru. Sonra o hikâyenin başladığı yere döneceğiz.
Kısaca
Üçüncü haftada kaybolan danışan tartıdan kaçmıyor; ilk gün kafasında getirdiği ve kimsenin sormadığı sayıdan kaçıyor. O sayı sorulup yazıldığında hedef sabitlenmiyor, görünür oluyor. Bunu ilk görüşmede yapıyorsunuz: üç soru, plana iki satır, kontrol öncesi bir mesaj.
Üçüncü haftanın hikâyesi
Bunu anlatmama gerek yok. Eylülde odanızdan çıkan danışanın üç haftası, her merkezde dönen hikâyenin aynısı. İlk hafta iyi geçiyor; ödem gidiyor, tartı cömert davranıyor, danışan mesajlarına ünlem koyuyor. İkinci hafta idare ediyor. Üçüncü haftada beden kendi hızına iniyor, bazen duraklıyor. Üstüne bir hafta sonu daveti, bir doğum günü pastası, bir "bir dilimden ne olur" geliyor.
Kontrolden önceki akşam danışanın kafasından geçen cümleyi de biliyorsunuz. "Yirmi gündür sevdiğim hiçbir şeyi yemedim, haftada vere vere dört yüz gram vermişim. Başlatmasınlar diyetine." Ertesi sabah telefon sessizde.
Sizin tarafınızdan görünen de tanıdık. Bir gün önce gönderdiğiniz hatırlatmaya cevap yok. Sabah on birde, bazen bir gece önce on bir buçukta uzun bir mesaj: "Çok özür dilerim, bu hafta hiç uyamadım, haftaya geleyim, seansım yanmasın." Haftaya gelmiyor. Sonraki hafta da gelmiyor. Danışan kaba değil, kararsız da değil; sadece o odaya bir daha girmenin bedelini kafasında hesaplamış ve gelmemeyi ucuz bulmuş.
Bu sizin merkezinize özgü değil. Kayseri'de beş kamu merkezinin diyet polikliniğine bir yılda başvuran 5.462 kişiden üç ay içinde ikinci kez gelen 987. Her beş kişiden dördü bir daha görünmüyor; üstelik hizmet ücretsiz.
Bunu daha önce başka bir yazıda konuşmuştuk: gelmeyen danışana o akşam ne yazacağınız. Orada mahcubiyeti tartıya bağlamıştık; danışan tartıda göreceği sayıdan utanıyor demiştik. Bu yazı o cümlenin bir adım öncesine gidiyor. Danışan hangi sayıdan utanıyor? Dört yüz gramdan değil. Dört yüz gramın yanında duran, üç hafta önce söylediği on kilodan.
Sessizliğin adresi tartı değil, ilk gün
Bunu en iyi gösteren çalışma eski ama anlattığı şey hâlâ yerinde duruyor. ABD'de altmış kadın kırk sekiz haftalık bir programa başlamadan önce dört sayı yazdı: hayalindeki kilo, mutlu olacağı kilo, kabul edebileceği kilo ve hayal kırıklığı sayacağı kilo. Ortalama beklenti başlangıç ağırlığının yüzde 32'siydi. "Kabul edilebilir" dedikleri kayıp 25 kilo, "hayal kırıklığı" dedikleri 17 kiloydu. Bir yılın sonunda ortalama 16 kilo, yani başlangıç ağırlıklarının yaklaşık altıda birini verdiler. Katılımcıların yüzde 47'si kendi elleriyle yazdıkları hayal kırıklığı sayısına bile ulaşamadı.
O sayı yazılmasaydı ne olurdu? Aynı 16 kilo, aynı hayal kırıklığı; yalnız diyetisyen bunu bilmezdi. Odada "harika gidiyorsunuz" diyen biri ve karşısında "boşuna uğraştım" diye düşünen biri.
Dört sayının hiçbiri beslenme kararı değil. Planı nasıl kuracağınız sizin işiniz; bu sayılar o planın hangi sözlerle verileceğini belirliyor. Dört sayı, danışanın kafasındaki cetveli masaya çıkaran bir iletişim aracı. En az sorulan soru da en çok işe yarayanı. "Hayalindeki kilo"yu çoğu danışan zaten kendiliğinden söylüyor. "Hangi sayıyı görünce boşuna uğraştım dersiniz" sorusunu kimse sormuyor.
Bırakma tarafını İtalya'daki çok merkezli bir izlem ölçtü. 1.785 kişi bir yıl boyunca takip edildi; yüzde 51,7'si programı bıraktı. Bırakmayı bağımsız biçimde yordayan etkenlerden biri, başlangıçta beklenen kilo kaybının büyüklüğü: beklenen kayıp bir beden kitle indeksi birimi büyüdükçe bırakma riski yüzde 12 artıyor ve bu risk özellikle ilk altı ayda ortaya çıkıyor. Yani danışan ne kadar büyük bir sayıyla geldiyse o kadar erken gidiyor. Klinik ortamında tablo benziyor; 866 kişilik bir programda katılımcıların üçte biri on altı haftada bırakıyor.
Literatür burada tek sesli değil, bunu da yazmak lazım. Aynı İtalyan ekip on yıl sonra 634 kadında hayal sayısının bırakmayla ilgisi olmadığını, asıl "kabul edilebilir" ve "hayal kırıklığı" sayıları fazla zorlayıcı olduğunda bırakmanın arttığını buldu. ABD'de 1.801 kişilik bir çalışmada yüksek hedefler kadınlarda iki yıl sonra daha fazla kilo kaybıyla ilişkiliydi; yazarlar büyük hedefin motive ettiğini düşünüyor. Bu bulgular yazının önerisini değiştirmiyor, keskinleştiriyor: hedefi düşürmek değil, sayıları sormak ve en çok da "hayal kırıklığı" sayısını yazmak.
Türkiye'de bunun karşılığı danışanın kendi ağzından geliyor. Hacettepe'de yapılan bir tezde, Ankara ve Kapadokya'da bir diyetisyene başvurup en az beş kilo verdikten sonra diyeti bırakmış 200 kişiye neden bıraktıkları soruldu. Yarısı hedefine ulaştığı için bırakmıştı; bu iyi haber. Beşte biri ise şunu dedi: "İstediğim sürede istediğim ağırlığa ulaşamadım." İstediği süre ve istediği ağırlık. İkisi de danışanın kafasında vardı. İkisi de ilk gün konuşulmuş muydu, tez bunu sormuyor. Siz sorun.
Aynı tezin diğer yarısını da atlamayın. Bırakanların yarısı hedefine ulaştığı için bırakmış; o danışanı kaybetmediniz, program işini yapmış. Bu yazının peşinde olduğu danışan öteki beşte bir.
Eylül bu tabloyu büyütmüyor, keskinleştiriyor. Yeni yıl, ay başı, okul dönüşü gibi yeni başlangıç noktaları insanları hedef koymaya itiyor; Wharton'daki bir ekip "diyet" aramalarının ve hedef taahhütlerinin tam bu dönemeçlerde sıçradığını gösterdi. Okullar 14 Eylül'de açılıyor. Kapınızdan giren eylül danışanı yalnız kararlı değil, sabırsız da: kiloların "yeni" olduğuna, tatilde geldiklerine, o yüzden çabuk gideceklerine inanıyor. Beklentinin böyle şişkin geldiği ay, o sayıyı sormanın en çok işe yaradığı ay.
Sayıyı sormak sabitlemez, görünür yapar
Tamam, diyorsunuz ki: "Sorarsam kabul etmiş olurum. On kilo der, ben yazarım, üç hafta sonra o kâğıdı bana gösterir." Bu itiraz mantıklı ve yanlış. Konuşulmayan hedef esnek değil. Sadece görünmez. Danışan on kiloyu siz sormadınız diye unutmuyor; o sayı üç hafta boyunca programınızı gizlice yargılıyor ve siz jüriyi görmüyorsunuz.
Bu yazı için konuştuğumuz, on beş yıldır kendi merkezini işleten bir diyetisyen bunu bir benzetmeyle anlattı. Sayıyı söyletmek, bombayı masaya koymak gibi. Masadaki bombayı etkisiz hâle getiriyorsunuz; kafada duranı kimse göremiyor, ne zaman patlayacağını da kimse bilmiyor. Bu cümleye cevabı da hazır. "Bir 10 kilo versem süper olur aslında." "Bedeniniz bu konuda ne düşünüyor, ona bakacağız." Sayı reddedilmiyor, düzeltilmiyor, yazılıyor. Gerçekçi olanı siz zaten biliyorsunuz; bu yazı onu öğretmiyor. Yazının derdi, sizin bildiğinizle danışanın kafasındakinin aynı kâğıda düşüp düşmediği.
Bir şey daha var ve kimse yazmıyor. Danışan üçüncü haftada dört yüz gramdan kaçmıyor. Dört yüz grama vereceğiniz tepkiden kaçıyor. Az kilo görmeyi size karşı işlenmiş bir suç sanıyor; azarlanacağını, surat asılacağını, "dedim size" bakışını bekliyor. Bu utanç çoğu zaman bir kılıf giyiyor: "Param boşa gitmesin, tam uyduğum hafta geleyim." Kılıfı görünce altındakini de görüyorsunuz. Yirmi kadınla yapılan niteliksel bir çalışmada danışanların diyetten beklentisi hızlı kilo kaybı, diyetisyenden beklentisi "kişiye özel davranması" olarak çıkıyor. İkisi bir arada şu demek: danışan hızlı sonuç istiyor; sonuç gelmediğinde de karşısında bir insan bulmak istiyor.
O danışana o gün ne demeliydiniz? Üç soru ve bir cümle. Hayalindeki sayı, "işe yarıyor" diyeceği sayı, "boşuna uğraşıyorum" diyeceği sayı. Sonra da tartının bir sınav olmadığını söyleyen tek cümle. Bunların hazır hâli aşağıda. Ondan önce, dürüst olmak için, bu konuşmanın yazılımla ilgisi olan ve olmayan yerleri.
Calemio'nun yaptığı ve yapmadığı
Önce Calemio'nun yapmadıkları. Calemio'da hedef kilo alanı yok, tartı kaydı yok, danışana otomatik giden "pes etme" mesajı yok ve olmayacak; o cümleyi yazılım yazınca danışan bunu anlıyor. Danışanı "riskli" diye etiketleyen bir alan da yok.
Olanlar şunlar. Danışan kartında kalıcı bir not alanı var; üç sayı oraya yazılıyor ve kartı her açtığınızda karşınızda. Online randevu sayfasındaki not alanına danışan siz sormadan "hedefim 10 kilo" yazabiliyor; o zaman sayı odaya sizden önce giriyor. Üçüncü haftanın kontrolünü ilk gün takvime açıyorsunuz, hatırlatması zamanı gelince kendiliğinden gidiyor. Hatırlatma metni sabit: ad, merkez, tarih, saat, bağlantı. "İlk gün konuştuğumuz sayı" cümlesini yazılım yazmıyor. Onu siz yazıyorsunuz, aşağıdaki gibi.
İlk görüşme sayı seti
Hitabı kendi üslubunuza göre ayarlayın; "sen" diyorsanız çevirin. Köşeli parantezdeki sayıları siz ekliyorsunuz, bu yazı onları vermiyor.
ODADA, PLAN YAZILMADAN ÖNCE (üç soru)
1. "Kafanızdaki sayı ne? Sürecin sonunda tartıda neyi görmek size 'iyi ki başlamışım' dedirtir?"
2. "Hangi sayıyı görünce 'tamam, bu iş işe yarıyor' dersiniz?"
3. "İlk ayın sonunda tartıda ne görürseniz 'boşuna uğraşıyorum' dersiniz?"
ÜÇ CEVAPTAN SONRA (tek cümle)
"Üçünü de yazıyorum. Burası sınav yeri değil. Tartıda ne görürsek
görelim, o bir veri; bedeninizin ritmini birlikte okuduğumuz bir
gösterge. Yolu ona göre birlikte çiziyoruz."
PLANA GİREN İKİ SATIR
Sizin söylediğiniz: [...] kg, [...] hafta.
İlk ayın sonunda birlikte bakacağımız sayı: [...].
İlk ay, bedeninizin sürece verdiği yanıtı birlikte okuduğumuz ay.
KONTROLDEN BİR GÜN ÖNCE (mesaj)
Merhaba [Ad], yarın kontrol görüşmemiz var. İlk gün konuştuğumuz
gibi [...] civarı bizim için iyi bir sonuç. Ne görürsek görelim
birlikte okuyacağız. Yarın [saat]'te görüşürüz.
İkinci satır, planın en önemli yeri. "İlk ayın sonunda birlikte bakacağımız sayı" cümlesi üçüncü haftayı bir hükümden bir kontrol noktasına çeviriyor. Danışan tartıya çıkmadan önce bir sayı biliyor, o sayının sizden geldiğini biliyor ve altında kalmanın odadan kovulmak anlamına gelmediğini biliyor. Kontrol öncesi mesaj da yeni bir şey söylemiyor; ilk gün söyleneni tekrar ediyor; işi zaten bu. Danışan o akşam "başlatmasınlar diyetine" diye düşünürken telefonunda sizin sayınızı görüyor.
İki şey de yapmayın. Sayıyı sorup sonra reddetmek, hiç sormamaktan daha kötü. "On kilo mu, o kadar olmaz, önce beşe bakalım" cümlesi danışanın sayısını odadan kovuyor ama kafasından kovmuyor. Danışan bir daha söylemiyor, kafasında tutuyor ve siz artık jürinin nerede oturduğunu da bilmiyorsunuz. Tersi de aynı kapıya çıkıyor: "Kilo önemli değil, siz sağlıklı beslenin yeter" tesellisi danışanın gelme sebebini yok saymak. O sayı için geldi. Sayıyı ne kabul ediyorsunuz ne reddediyorsunuz. Yazıyorsunuz, yanına kendi cümlenizi koyuyorsunuz ve ilk sayıyla sizin hızınız arasında fark varsa o farkı üçüncü haftada değil şimdi konuşuyorsunuz.
Konuşulmayan sayıyı sayma kartı
Kayıtlara bakmanıza gerek yok, tahmin yeter. Eşik yok; iki satır arasındaki fark tek başına konuşuyor. Kartı ay sonunda bir kez dolduruyorsunuz, bir ay sonra bir daha. Yalnız üç soruyu ekleyin; başka hiçbir şeyi değiştirmeyin. Bir ay sonra iki kart arasındaki fark, bunun kendi merkezinizde işe yarayıp yaramadığını gösteriyor. Yaramıyorsa bırakın; merkezler birbirine benzemiyor.
Son on yeni danışan
Üçüncü haftanın kontrolü, saat on bir. Danışan odada. Tartı dört yüz gram gösteriyor; beden kendi hızında. Kâğıtta üç sayı var, üçünü de o söyledi, birinin altında sizin cümleniz duruyor. "Bir 10 kilo versem süper olur aslında" hâlâ orada. Konuşma bu kez oradan başlıyor.
Kaynaklar
- Foster GD, Wadden TA, Vogt RA, Brewer G. What is a reasonable weight loss? Patients' expectations and evaluations of obesity treatment outcomes. J Consult Clin Psychol 1997 (erişim: 2026-09)
- Dalle Grave R ve ark. Weight loss expectations in obese patients and treatment attrition: an observational multicenter study. Obes Res 2005 (erişim: 2026-09)
- Honas JJ, Early JL, Frederickson DD, O'Brien MS. Predictors of attrition in a large clinic-based weight-loss program. Obes Res 2003 (erişim: 2026-09)
- Tığlı M. Zayıflama diyeti uygulayan bireylerin başarı oranları ve etkileyen faktörlerin saptanması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, yüksek lisans tezi, 2012 (erişim: 2026-09)
- Emiroğlu E ve ark. Zayıflama diyetlerinin sürdürülebilirliğini etkileyen faktörler: niteliksel bir araştırma. Türkiye Klinikleri Sağlık Bilimleri Dergisi 2021;6(3):418-428 (erişim: 2026-09)
- Dai H, Milkman KL, Riis J. The Fresh Start Effect: Temporal Landmarks Motivate Aspirational Behavior. Management Science 2014;60(10):2563-2582 (erişim: 2026-09)
- Dalle Grave R ve ark. Weight Loss Expectations and Attrition in Treatment-Seeking Obese Women. Obes Facts 2015;8(5):311-318 (erişim: 2026-09)
- Linde JA, Jeffery RW, Levy RL, Pronk NP, Boyle RG. Weight loss goals and treatment outcomes among overweight men and women enrolled in a weight loss trial. Int J Obes 2005;29(8):1002-1005 (erişim: 2026-09)
- Özdemir ME, Yıldız S, Benli AR, Ünsal NE, Aslan B. Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezleri Diyet Poliklinikleri 2018 Yılı Verilerinin Değerlendirilmesi. Türkiye Diyabet ve Obezite Dergisi 2020;4(3):249-252 (erişim: 2026-09)
İlgili Yazılar

Calemio’yu ücretsiz kullanmaya başlayın
KVKK uyumlu, şifreli ve sade. Bağımsız terapistler ve klinikler için tasarlandı.
Ücretsiz kullanmaya başla



